Şehir Sağlığını Geliştirme Araş. ve Uyg. Merkezi

Doç. Dr. Serdal ÖĞÜT - ''PESTİSİTLERİN OLUMSUZ SAĞLIK ve ÇEVRE ETKİLERİ''

PESTİSİTLERİN OLUMSUZ SAĞLIK ve ÇEVRE ETKİLERİ

 

Giriş

Pestisit (canlıkıran) terimi kısaca, pest (haşarat) adı verilen zararlıları öldürmek amacı ile kullanılan madde anlamına gelir. İnsan, hayvan ve bitki üzerinde, çevresinde bulunan veya yaşayan, ayrıca besin maddelerinin üretimi, hazırlanması, depolanması ve tüketimi sırasında onların besin değerini azaltan, hasara uğratan zararlıları öldürmek için kullanılan kimyasallardır. Bu zararlılar, çeşitli hastalıkları taşıyan parazitler, tarım ve bitki zararlısı böcekler, yabani ot ve mantarlar, insan, hayvan, çevre ve barınaklardaki sinek, bit, pire, kene, uyuz, hamam böceği gibi uçan ve yürüyen canlılardır.

Hızla artmakta olan dünya nüfusu karşısında yeterli gıda maddesi sağlanamaması ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, gıda maddelerinin üretim ve veriminin artırılması, gıda kayıplarını önleyici tedbirlerin alınması gerekmektedir. Tarımsal verimi artırmak için tarım ürünlerinde önemli kayıplara neden olan hastalık, zararlı ve otlarla mücadele zorunluluğu doğmuştur. Bu mücadelede, pestisit olarak bilinen kimyasal bileşikler kullanılmaktadır.

Tarım ilacı olarak kullanılan pestisitlerin tüketimi etkili madde olarak, günümüzde büyük bir artış göstermiştir. Bu artışa karşın ülkemizde pestisit tüketimi gelişmiş ülkelere göre oldukça düşüktür. Ancak, entansif tarım yapılan Akdeniz ve Ege gibi bölgelerin tüketimi Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.

Üreticilerin ürünü garantiye almak gerekçesiyle, pestisitleri ekonomik zarar eşiğini göz önünde bulundurmadan rutin olarak belirli zaman aralıklarında uygulaması (örneğin haftada bir zirai ilaçlama vb.) veya bitkinin fenolojik dönemlerine göre rasgele kullanması, bekleme sürelerine ve tavsiye edilen dozlara uymaması sonucunda, üründe bu pestisitlerin kalıntılarının oluşmasına neden olmaktadır.  Bu bileşiklerin, gıdalarda kalıntı olarak alınması da insan sağlığı için tehlike oluşturabilmektedir.

Ülkemizde pestisitlerin kalıntı sorunu; alıcı, üretici ve tüketicilerin eğitim noksanlığından kaynaklanmaktadır. Kalıntı sorununa çözüm getirebilmek için sorunun kaynaklarının bilinmesi gerekmektedir. Kalıntı sorunu aşırı doz uygulamaları, son ilaçlama tarihlerine uymamak, amaç dışı pestisit kullanımı, ilaçlama aletlerindeki yetersizlik gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Pestisitlerin sadece hedef seçilen zararlılara etkili olması arzu edilir. Fakat pestisitler imalat, depolama, pazarlama ve kullanılma sırasında hava, su ve toprağa karışarak hedef olmayan canlıları olumsuz yönde etkilemektedir. Buna bir de bilinçsiz ve dikkatsiz kullanım da eklenirse suda, toprakta, bitkisel ve hayvansal besinler de artan oranlarda birikirler. Pestisitler çevremizde amaçsız, sınırsız, nerede ise kontrolsüz olarak atılan birkaç toksik kimyasal grubundan biridir. Pestisitler hemen her türlü öğede bulunmaktadır. Havada, suda, toprakta, yağmurda, karda, buzda, yüzeysel sularda ve siste bile bulunabilmektedirler. Dünyadaki bütün canlılar, bitkiler, hayvanlar pestisitlerden etkilenirler. Pestisitlerden en çok etkilenen besin gruplarından biri de meyvelerdir.

Pestisitlerin aşırı ve yanlış uygulamalarından en fazla etkilenenler zirai ilaçlama yapan kişilerdir. Yapılan araştırmalar zirai ilaçlama yapan kişilerin kanlarında pestisit kalıntılarının saptandığına ve bu kişilerin kanlarındaki enzimlerinin ve organlarının olumsuz etkilendiğine dikkat çekmektedir.

 

Pestisitlerin İnsan Sağlığına ve Çevreye Getirdiği Zararlar

 

Pestisitlerin çevresel yayılımı

Pestisitlerin çevresel yayılımı çeşitli şekillerde olabilmektedir. Hava yoluyla yayılımda pestisitler, sis-duman makineleri ve basınçlı kutulardan püskürtme yolu ile uygulandığında havaya yayılmaktadır. Dağılım alanı, parçacıkların büyüklüğüne, püskürtülen hacime, hava akımına ve hava sıcaklığına göre değişmektedir.

Su yolu ile yayılımda pestisitlerin suya geçişi, evlerden, bitkilerden ve tarımsal bölgelerden bulaşma ile veya kimyasalların doğrudan suya aktarılması ile olabilmektedir.

Yiyecekler aracılığıyla yayılımda ise; kullanılan kapların yiyeceklerle birlikte taşınması veya depolanması ile yayılım olabilmektedir. Yiyecek maddelerin kontamine olması ile kitlesel etkilenişler olabilmektedir.

Toprakla yayılımda, yayılım sızma, evaporasyon, erozyon, bitkilerce alınma şeklinde olur. Sonuçta; hava, su, yiyecekler ve canlı organizmalar etkilenebilmektedir.

Pestisitlerin evde kullanılması ile yakın çevre ve kapalı alan kirliliği oluşturarak kazalara bağlı zehirlenme riskini arttırmaktadır. Ev ortamında kolay ulaşılabilecek bir kimyasal olacağından intihar ve cinayet amaçlı kullanım riski de artacaktır.

 

Pestisitlerin çevredeki olumsuz etkileri

Günümüzde hem çevre hem de sağlık açısından tehlikeye sebep olan milyonlarca kimyasal madde bulunmaktadır. Bu maddeler arasında çok kullanılan pestisitler çevre kirliliği ve sağlık açısından önem taşımaktadır. Uzun süre çevrede kalabilen pestisitler, mutajen, teratojen ve daha önemlisi kanserojen olabilirler. Kullanılma alanlarının çok geniş olması, pestisitlerin çevreye ve canlılara zararlarının artmasına sebep olmaktadır. Pestisitler diğer toksik materyallerden kimyasal ve sosyal olarak ayrı bir sınıfta tutulur. Çünkü onların toksik etkisi doğrudan belirli bir organizmayı etkilememektedir.

Pestisitler kullanımları sırasında doğrudan toprağa uygulansalar bile pestisit uygulanmasından sonra, topraktan ve uygulanan vejetasyondan buharlaşarak, rüzgâr yoluyla atmosfere girer.

Pestisit atmosfere girdiğinde, atmosferden su yüzeylerine aktarılır ve su yüzeylerinde toplanır. Ayrıca toprağa düşen pestisitler toprak yapısını ve toprakta yaşayan canlıları olumsuz etkileyebilir.

Pestisitlerin, çevre ve çevrede yaşayan diğer organizmalar üzerindeki olumsuz etkileri vardır. Pestisitler arılar, kuşlar ve balıklar, mikroorganizmalar ve omurgasızlar gibi hedef olmayan organizmalarda ölümlere neden olabilirler. Kuş, balık ve diğer organizmalarda üreme potansiyelinin azalmasına sebep olabilirler.

Yine pestisitler hedef olmayan organizmalarda dayanıklılık oluşması sonucu insanlara hastalık taşıyan böcek ve parazitlerin kontrolden çıkmasına neden olabilirler ve ekosistemin yapısının ve türlerinin sayılarının değişmesi gibi uzun dönemli etkileyebilirler.

Şekil 1. Pestisitlerin farklı taşınma yolları

Ayrıca pestisitler toprağa düşen ilaçlar sulama ve yağmur suları ile yer altı sularına, akarsu ve göllere dolayısı ile su ekosistemine karışarak burada yaşayan canlıların zehirlenmelerine ve ölümlere sebep olabilirler.

2.4.3. Pestisit kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri

İnsanlar, tarım alanlarının kısıtlı olması sebebiyle, gittikçe artan nüfusa yetecek besini üretmek ve üretilen bu ürünleri hastalık ve zararlılardan korumak için çalışmaktadır. Bu çalışmalar arasında pestisit kullanımı önemli bir yer tutmaktadır. Tarım ilaçları çevre ve insanlar için genellikle tehlikeli maddelerdir. Ancak usulüne uygun kullanıldığı takdirde tarım ilaçlarının riski en aza indirilebilmektedir.

Ditiyokarbamatlar (ziram, zineb, thiram) ile çalışan ve üreten insanlarda, benzer şekilde organofosforlular (trichlorphon, phosmet, diazinon) ve karbamatlar (pirimicarb) ile yapılan çalışmalarda, bu maddelerin kromozom anomalilerine ve kardeş kromatid değişimine neden oldukları bildirilmiştir.

İnsanların omnivor bir canlı olması nedeniyle bugün Dünya’da her insanın bünyesinde pestisit kalıntılarına rastlanmaktadır. Kalıcılık etkisi olan pestisitlerin toprakta kalan miktarlarının yetiştirilen ürünler vasıtası ile insan sağlığını, ayrıca bu ilaçların yeraltı sularına karışması sonucu da hem hayvan hem de insan sağlığını da etkilediği bilinmektedir.

Organofosforlu insektisitler eritrositlerin membran özelliklerini değiştirerek eritrosit fonksiyonlarını engellemektedir.  Diğer taraftan bazı pestisitler de eritrositlerin boyutları ve yüzey şekillerinde bozulmalara yol açmaktadır.

Bu potansiyel tehlike karşısında insan sağlığının risk altında olduğu konusu ayrıca üretici ve tüketicilerin bilinçlendirilmesinin kaçınılmaz bir gerçek olduğu ortaya çıkmaktadır.

Tarımsal üretimde 40 çeşit kimyasal ilacın kronik etkilerinin yanı sıra, kullanımı sırasında akut zehirlenme ve ölüm olayları da görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl 500000 kişi tarım ilaçları ile zehirlemekte ve bunlardan 5000’i bu nedenle yaşamını yitirmektedir. Bugün ABD'de ve ülkemizde yaygın olarak kullanılan tarım ilaçlarının beyin kanseri, lenf kanseri ve lösemi gibi hastalıklara neden olduğu ve birçok organı olumsuz etkilediğine dair veriler giderek çoğalmaktadır.

Pestisitler insan vücudunda 3 değişik yolla zehirli olmaktadır. Bu zehirlenme ağız yoluyla (oral) olabilmektedir. Ağız ve sindirim kanalı ile olmaktadır. Bu tip zehirlenme kaza ile ortaya çıkmaktadır. Tıkanmış pülverizatörün memelerin üflenmesi, ilaçlama yapılırken sigara içilmesi vb. nedenlerle meydana gelmektedir.

Zehirlenme deri yoluyla (dermal) da olabilmektedir. Derinin bulaşması kolay olmakta ancak çoğu kez belirti meydana gelinceye kadar fark edilememektedir. Deri yoluyla alım, hava sıcaklığının fazla ve der inin terleme nedeniyle ıslak olduğu koşullarda çok tehlikelidir. Bunun yanında kaşıntı, yara, kesik veya egzama gibi durumlar ilacın deriden alımını arttırır.

Solunum yoluyla (inhalasyon) de olabilmektedir. Solunum yoluyla pestisit alımı, püskürtülen sıvı ya da toz ilaçların uygulanışı sırasında önemlidir. İlaçların hazırlanışı, karıştırılışı sırasında da bu durum önemli olup ilaçların hazırlanma işleminin kapalı yerlerde yapılmasından kaçınmak gerekir.

Pestisitler ve oksidatif stres

Tarımda yaygın olarak kullanılan pestisitler, hidrojen peroksit (H2O2),  süperoksit (O2 -•) ve hidroksil (•OH) radikali gibi reaktif oksijen türlerinin oluşumuna yol açarlar. Bu radikaller, biyolojik makromoleküllerle reaksiyona girebilirler, enzim inaktivasyonuna ve DNA hasarına neden olabilirler. Pestisitler, yağlı dokularda birikerek çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA) peroksidasyonuna neden olurlar. Bu oksidanlar, antioksidan savunma sistemi tarafından uzaklaştırılamazlarsa oksidatif strese neden olurlar. Oksidatif stres sonucu, DNA hasarı ve kanser oluşumları gibi patolojik durumlar gözlenir. Bazı çalışmalarda, pestisitlere maruz kalan işçilerde, akciğer kanseri, mesane kanseri ve lösemi riskinin önemli derecede arttığı gözlenmiştir. Bunun yanı sıra organofosfatlı pestisitler, merkezi sinir sistemi’nde (MSS) öğrenme ve hafıza fonksiyonlarını da içeren birçok nöropatolojik oluşumlara da yol açmaktadırlar. Çünkü bu kimyasalların hedefi, korteks ve hipokampüsteki sinirsel uyarılabilirliğin ana düzenleyicisi olan GABAerjik ve kolinerjik sistemlerdir.

Serbest radikaller, dış yörüngelerinde eşleşmemiş elektronu bulunan moleküllerdir. Bu tip maddeler, eşleşmemiş elektronları sebebiyle genellikle kararsız ve çok reaktiftirler.  Hayvanlarda ve insanlarda fizyolojik ve patolojik koşullarda oluşan ROT’leri,  reaktif azot türleri  (RNT)  ve reaktif klor türleri  (RKT)  organizmadaki başlıca serbest radikallerdir.  Bu türlerin,  organizmada var olan veya gıdayla alınan antioksidanlarla dengelenememesi durumunda oluşan oksidatif stres,  DNA ve hücre membranları gibi duyarlı biyolojik yapıların oksidatif hasarına neden olan radikalik zincir reaksiyonlarını başlatırlar. Bunun sonucunda başta kanser olmak üzere, kalp-damar hastalıkları ve şeker hastalığı gibi hastalıklara yol açarlar.

Tarımsal üretimde yapılan pestisit uygulamalarının tarım işçilerinde (üreticiler, tarım işçileri ve para karşılığı zirai ilaçlama yapan kişiler)  serbest radikal oluşumunu arttırdığı yapılan birçok çalışma ile kanıtlanmıştır.

Gıdalarda pestisitler ve kalıntılarının azaltılma olanakları

Tarımsal üretimde tarımsal ilaçların yaygın olarak kullanılması, doğada ve çeşitli ürünlerdeki kalıntı seviyelerinin artmasına neden olmaktadır. Tarım ilaçlarının ekosistemdeki etkileri içinde "gıda zinciri" kalıntıların taşınması ve artması yönünden önemlidir. Tarım ilacı - gıda - insan ilişkisi insanoğlunun geleceğini de etkilemektedir. Gıdalara gereğinden fazla ve sıklıkta uygulanan tarım ilaçları gıdalarda pestisit birikimini artırmaktadır. Bazen ilaç kalıntıları gıdaların yüzeylerinde kalmayıp içlerine kadar girebilmektedirler. Bunun sonucu olarak bu gıdalar ile beslenen canlılar olumsuz etkilenebilmektedirler.

Kullanılan ilaçların ve uygulama seklinin denetlenmesine rağmen elde edilen hammadde ve mamul (işlenmiş) gıda maddelerinin çeşitli düzeyde tarım ilacı kalıntısı içermesi mümkündür. Bu nedenle tarım ürünlerinin gıda olarak işlenmesi sürecindeki teknolojik işlemler ile tarım ilacı kalıntılarının azaltılması ve kontrolü zorunludur. Teknolojik işlemlerden, yıkama, kabuk soyma, ısıl işlem, muhafaza, ışınlama, mikroorganizmalar ile parçalama ve bazı katkı maddelerinin ilavesi sonucunda tarım ilacı kalıntılarında azalma olduğu ifade edilmektedir.

Gıda maddesi üretiminde en önemli ve temel işlem olan yıkama ile tarım ilacı kalıntıları önemli düzeyde azalış göstermektedir. Su ile yıkamada taze fasulyedeki malathion kalıntısı % 96 oranında azalırken, şeftalide aynı etkin maddenin azalması % 38-40 oranında olmaktadır (Hışıl, 1982). Yıkama işleminin aynı tarım ilacı kalıntısının azalmasındaki etkisi ürün çeşitlerine göre değişim gösterebilmektedir. Yıkama işlemi ile kontak etkili ilaçlar uzaklaştırılabilmektedir. Sistemik etkili (ürünün içine kadar yerleşmiş) ilaçlara ise yıkamanın etkisi yoktur. Kabuk soyma işlemi kontak etkili tarım ilacı kalıntılarını uzaklaştırmada çok etkili bir yöntemdir. Haşlama, pişirme, pastörizasyon ve sterilizasyon gibi ısıl işlemlerin tarım ilacı kalıntılarını önemli düzeyde azalttığı bildirilmektedir.

Gıdaların farklı koşullarda muhafazası ile de tarım ilacı kalıntıları belli düzeyde azalış gösterebilmektedir. Ispanak ve kayısı konserveleri 1 yıl boyunca oda sıcaklığında ve 37.8 ºC’de muhafaza edildiklerinde, 37.8 ºC’de muhafazanın oda sıcaklığında muhafazadan daha fazla kalıntı azalmasına neden olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada izlemeye alınan tarım ilaçları etkili kimyasallarından biri olan carbarly ıspanak konservesinin oda sıcaklığında muhafazasında % 46 oranında azalırken, 37.8 ºC’deki muhafaza sonunda % 67 oranında bir azalmanın meydana geldiği ifade edilmiştir. Kayısı konservesinde ise meydana gelen oranın, oda sıcaklığında % 16 iken, 37.8 ºC’ de ise % 17 oranında olduğu belirtilmiştir.

Pestisitlere karşı direnç oluşumu

Pestisitlere karşı bazı zararlı böcekler ve hastalık etmenleri zaman içinde direnç kazanabilmektedirler. Dirençlilik, zararlı ve hastalık etmenlerinin daha önce başarı ile uygulanan toksik bileşiğin, aynı dozundan artık etkilenmemesi durumudur.

İnsektisitlerin yaygın olarak kullanımı; böceklerin adaptasyon göstererek bu insektisitlere karsı direnç kazanmalarına sebep olmaktadır. Bu kazanımların genetik kökenli olması sebebiyle direnç sonraki döllere de aktarılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü direnci, normal bir popülâsyondaki bireylerin çoğunu öldürdüğü tespit edilen zehirli bir maddenin belirli bir dozuna karşı, aynı türün diğer popülâsyonundaki bireylerin tolerans kazanma yeteneğinin gelişmesi şeklinde tanımlamaktadır. Bu durum tarımda önemli ürün kayıplarına yol açarken, hastalık etmenlerinin taşıyıcısı olan karasinek, sivrisinek gibi böceklerle mücadelede başarıyı düşürmektedir. İnsektisit direncinde görülen bu mikro-evrim her geçen yıl birim alanda daha fazla kimyasal kullanımına yol açmaktadır. Bu da hedef olmayan türler üzerinde negatif etki ve çevresel kirlenme gibi ciddi ekolojik problemleri ortaya çıkarmaktadır.

Dosya İndir

webtasarım - 2024 © - ADÜ Bilgi İşlem Web Tasarım Grubu